60 milyon yıl önce Erciyes, Hasandağı ve Güllüdağ’ ın püskürttüğü lav ve küllerin oluşturduğu yumuşak tabakanın milyonlarca yıl boyunca aşınması sonucunda oluşmuş, kendinizi peri masallarında hissetmenize neden olan doğa harikası “Güzel atlar diyarı”

Bu yazımda geçen Eylül’ de yapmış olduğum Kapadokya gezimden bahsetmek istiyorum. Kapadokya yıllardır görmek istediğim bir yerdi, Nisan ayında yaptığım küçük bir araştırma sonucunda Jolly Tur dan 2 gece 3 günlük Kapadokya turunu kişi başı 470 TL gibi bir fiyata satın aldım.


Gezimizin ilk rotası Ihlara vadisi, İç Anadolu bölgesinin karasal
ikliminden farklı olarak Akdeniz iklimine yakın bir mikro iklim tipi sergilemekte. Ihlara vadisi taşıdığı bu mikro iklim özelliği sayesinde, İç Anadolu bölgesinde Antep fıstığı ağaçlarının görüldüğü tek yer olma özelliğine sahip. Gezinin detaylarına gelirsek müze kartınız yoksa müze girişinden satın alabilirsiniz ve Kapadokya’ da bulunan müzelerin bir çoğunu bu kartla ziyaret edebilirsiniz.Vadiye 382 basamakla iniliyor (Küçük bir tavsiye vermem gerekirse vadinin içerisinde rahat yürüyebilmek için spor ayakkabı tercih edin) iner inmez karşınıza Melendiz çayı çıkıyor. Vadi içerisinde Sümbüllü Kilise, Ağaçaltı Kilisesi, Pürenliseki Kilisesi,Kokar Kilise,Yılanlı kilise,Karanlıkkale Kilisesi ve Eğritaş Kiliseleri görülebilir. Bu kiliselerden Ağaçaltı kilisesi ve Yılanlı kilisenin freskleri daha iyi durumda olduğu için sadece bu iki kiliseyi ziyaret ettik. Ağaçaltı kilisesi konum olarak merdivenlerin bitiminden sonra biraz ilerde sağ tarafta bulunuyor. Kilise küçük olduğu için önden giren grupların çıkmasını biraz beklemek gerekiyor ve 10 dakikadan fazla durulamıyor kilisenin içerisinde. Rehberimiz bu 10 dakika içerisinde İsa’nın göğe yükseliş sahnesinin de olduğu fresklerin hikayesini tek tek anlattı. Süremiz dolunca sıradaki ziyaret noktamız olan Yılanlı kiliseye doğru yürüyüşümüz başlıyor.Yılanlı kiliseye Melendiz çayının karşı tarafında küçük bir tepeye tırmanıldıktan sonra varılıyor.Yol üzerinde Antep fıstığı ağaçlarıyla karşılaşıyoruz bu ağaçlar yabani oldukları için fıstıkları yenilemiyormuş. Yılanlı kilise adını içerisinde bulunan yılan figürlü freskten alıyor.Kilisede bulunan yılan freskinin insanların işlediği günahları cezalandırdığını anlatıyor rehberimiz, anlatımlarını bitirdikten sonra serbest zaman olarak yarım saat gibi bir süre veriyor. Vadide en çok hoşuma giden yer Yılanlı Kilise’ye giden yol oldu burada fotoğraf çekildikten sonra yukarıya doğru tırmanışımız başlıyor merdivenleri çıkmak 15 dakika sürüyor.Yukarı çıktığımızda küçük bir hediyelik eşya dükkanından Ihlara vadisi magneti aldım. Hediyelik eşya alma konusunda aceleci olmamakta fayda var çünkü neredeyse gittiğiniz her yerde düzinelerce hediyelik eşya dükkanıyla karşılaşıyorsunuz.Küçük bir öneride bulunmam gerekirse en ucuz eşyaları Üç güzellerin olduğu yerden alabilirsiniz.

Sıradaki durağımız Narlıgöl krater gölü Ihlara vadisinin devamı desek yanılmış olmayız. Niğde’ye bağlı olan göl Kapadokya bölgesinde bulunan tek krater gölü olma özelliğine sahip.Gölün derinliği 70 – 80 metreyi buluyor. Yüksek dağlarla çevrilmiş bu göl çukurda kaldığı için kar tutmuyor ve dondurucu ayazlar görülmüyor. Kapadokya kışı soğuk olurken, Narlıgöl kışı ılıman bir iklimle geçiriyor.Gölü ilginç yapan özelliklerden biri de yukarıdan bakıldığında kalp şeklinde görünmesi. Burada sadece 10 dakika fotoğraf molasından sonra sıradaki gezilecek yer olan Kaymaklı yeraltı şehrine doğru yola çıkıyoruz.

Ihlara vadisi yolu üzerinde bulunan Kaymaklı yeraltı şehri Kapadokya’ da bulunan onlarca yeraltı şehrinden sadece birisi. Eski zamanlarda istilalardan korunmak için inşa edilen yeraltı şehirleri savunma konusunda da oldukça gelişmiş durumda.İnsanlar aylarca bu yer altı şehirlerinde yaşabiliyorlarmış. Kaymaklı yeraltı şehri 8 katlı bir yerleşim yeri ve şuan 4 katı ziyarete açık durumda. Müze kartla giriş yapılabiliyor. Girişte rehberimizin yapı hakkında verdiği bilgileri dinledikten sonra yeraltına doğru inişimiz başlıyor. İlk olarak klostrofobim olduğu için girmek konusunda epeyce tereddüt yaşadım ama yapının içerisi yeterince aydınlatılmış ve havadar durumda olduğu için gönül rahatlığıyla girebilirsiniz. Ama yine de uyarmam gereken bir konu var 4. kata geldiğinizde yerin 20 kilometre altında olduğunuzu düşünmemeye çalışın. Yapının içerisi oldukça dar ve alçak tünellerle dolu öyle ki bir süre sonra emekleyerek ilerlemek zorunda kalabiliyorsunuz. İnerken kırmızı yukarı çıkarken mavi okları takip ettiğiniz sürece kaybolmanız biraz zor. Sırasıyla katlarda kilise,yatak odası,oturma odası,yemekhane,şarap mahzenleri bulunuyor. 4. katta havalandırma boşluğundan bakıldığında yapının daha da aşağıya doğru devam ettiğini görebiliyorsunuz. Diğer katların kullanıma açık olmamasının nedeni henüz kazı çalışmalarının devam ediyor olmasıymış. Bu sefer yukarıya doğru yolculuk başlıyor aşağıya inerken çok uzun gelen yol çok çabucak bitiyor. Yukarıya çıktığımızda rehberimiz orada bulunan hediyelik eşya çarşısında gezmemiz için 15 dakika süre verdi. Çok fazla çeşit olduğu için kararsızlığa düşüp bu 15 dakikalık süreyi aştım ne yazık ki. Kararsızlığa düşmemin en büyük nedeni çok fazla çeşitin olmasıydı ama yine de çok güzel şeyler aldım. Buradan sonra öğle yemeği için Avanos’ ta bir restorana gittik.Çorba,ana yemek,tatlıdan oluşan menüye 35 tl verdik ama buradaki yemekler pek hoşumuza gitmedi.Restoranın ortamı oldukça otantik ve güzeldi ama ne yazık ki yemekleri için aynı şeyi söylemek mümkün değil.Öğle yemeklerini turun belirlediği yerlerde yemek zorundasınız ben burada yemek istemiyorum gidip başka yerde yiyeceğim derseniz ne yazık ki yakınlarda başka bir restoran bulunmuyor.

Günün son durağı Mustafapaşa Ürgüp’e bağlı bir kasaba. Ürgüp’te dikkatimi çeken en güzel şey tarihi dokuyu korumak amacıyla tüm yapıların dış kısmı taş ile kaplanmış durumda. Mustafapaşa içerisinde bulunan tarihi konaklarıyla oldukça güzel bir yer,bu konakların büyük bir kısmı ya butik otele dönüştürülmüş ya da dizi-film çekimlerinde kullanılıyor. Dizi demişken Asmalı konak dizisinin ilk çekildiği konak burada bulunuyor. Bu konak şuan butik otel olarak hizmet veriyormuş odalar müsaitse içerisinde 10 TL karşılığında gezebiliyorsunuz. Benim görmek istediğim konak Aşk ve Mavi dizisinin çekildiği konak olduğu için burayı es geçip bu konağı aramaya başladım. Aslında Aşk ve Mavi dizisini izlemiyordum ama konağın yapısı çok hoşuma gittiği için görmek istedim. Konağı ararken epeyce yanlış yollara sapıp kaybolduk ama yarım saatlik arayışın ardından konağa ulaşabildik.Vaktimiz kısıtlı olduğu için konağı dışarıdan fotoğrafladık ve sonra dönüş yoluna geçtik.Günü burada kapatıp saat 6 gibi otele geçiyoruz. Ertesi gün isteyenlerin sabah 5.30 da uçan balonları izlemek için otelden alınacağını söylüyor rehber ama balonları izlemek için 30 tl vermeniz gerekiyormuş (kapitalizmin oyunu bunlar). 10 saatlik yolculuğun üzerine hiç dinlenmeden 11 saat gezmek epeyce yorduğu için arkadaşımla bunu hiç düşünmüyoruz. Otelimiz Avanos Suhan Otel ufak bir değerlendirmem gerekirse otelin içerisi çok karışık sürekli kaybolabiliyorsunuz, odalar biraz küçük,otel personeli yerli turistlere vebalı gibi davranıyor.Neden böyle söyledin derseniz Örneğin; yabancı turistlerin masalarına şarap açarlarken siz tur masasına oturmadığınız için azarlanıp, kendi çatal kaşık bardağınızı gidip almanız gerekiyor. Mustafapaşa’ da yerli halktan gördüğümüz samimiyeti ne yazık ki burada bulamıyoruz.
İkinci gün odamızın camından uçan balonları seyretmemizle başlıyor. Saat sekizde otelden çıkmamız gerektiği için hazırlanıp kahvaltıya iniyoruz.Yine eleştireceğim ama tur için ayrılan masalar yeterli olmadığı için biraz beklemeniz gerekiyor(oteli hiç sevmedik). Bir şekilde kahvaltı yaptıktan sonra saat sekizde otelden ayrılıyoruz. Bugünkü ilk durağımız Göreme Açık Hava Müzesi.

Vadinin tarihçesi M.S 4. Yüzyıla ilk hristiyanlık dönemlerine kadar uzanmaktadır.Bölgeye gelen Aziz Basil öğretilerini yaymaya ve yeni öğrenci yetiştirmeye başlamasıyla manastır hayatı vadiye hakim olmuştur.Bölge 13. Yüzyıla kadar eğitim öğretim merkezi olmayı sürdürmüştür.Göreme Açık Hava Müzesinde Kızlar ve Erkekler Manastırı, Aziz Basil Şapeli, Elmalı Kilise, Azize Barbara Şapeli, Azize Katerina Şapeli, Yılanlı Kilise, Karanlık Kilise, Çarıklı Kilise ve Tokalı Kilise ziyarete açık olarak gezilebiliyor. Bu gezide öğrendiğim ilgi çekici bir şeyde fresklerde Hazreti İsa’nın üç parmağını birleştirmiş tasviri baba-oğul-kutsal ruh üçlemesini simgeliyormuş.Göreme Açık Hava müzesinde kiliselerin içerisinde fotoğraf çekmek ne yazık ki yasak. Ayrıca kiliselerde bulunan fresklerin zarar görmemesi için 5 dakikadan fazla durulamıyor ve içeride bir görevli bekliyor. Karanlık kiliseyi görmek için ayrıca bilet satın almanız gerekiyor,
Kapadokya’nın en iyi korunan, en gizemli kilisesi unvanını elinde bulunduruyor. Kiliselerin içerisinde kısıtlı zaman olduğu için rehber dışarıda elindeki kartpostallardan anlatıyor fresklerin hikayelerini, aradan zaman geçtiği için ne yazık ki bunları hatırlayamıyorum. Verilen 45 dakikalık serbest zamanı bu kiliseleri gezerek ve fotoğraf çekerek değerlendirdik. Önceki gün anı yaşayacağım diyerek neredeyse hiç fotoğraf çekmediğimi fark ettim bu süre içerisinde elimden geldiğince fotoğraf çekmeye uğraştım. 20 dakika kala müzeden çıktık ve bir hediyelik eşya dükkanına girdik. Göreme Kapadokya nın en pahalı yeri öyle ki küçük bir bibloya 265 Tl isteyebiliyorlar. Rehberimiz Göreme’nin Kapadokya’ daki en pahalı yer olduğunu söylediği için pek şaşırmadık bu fiyatı duyunca.

Göreme Açık Hava müzesinden sonra Avanos Sayan Oniks taş atölyesine gidiyoruz. Burada çıkarılan doğal taşların işlenme aşamaları hakkında bilgiler aldıktan sonra mağazada dolaştık. Önceden mağazadaki ürünler Euro üzerinden satılıyormuş ama son zamanlarda euro daki artış sebebiyle satışlarda azalma olunca mecburen TL üzerinden satış yapmaya başlamışlar. Örneğin etiketinde 40 euro yazan bir bilekliği 40 tl ye satın alabiliyorsunuz. Aslında bütçemi aşar diye buradan bir şey almayı düşünmüyordum ama doğal taşlardan oluşan bir bileklik ve ay taşı bir kolye aldım. Ayrıca belirtmeliyim ki mağaza personeli oldukça güler yüzlü.

Kapadokya’ da ki eşsiz vadilerden birisi de Paşabağları. Önceden Hristiyan din adamlarını barındırdığı için buraya rahipler vadisi de denilmiş ve burada da kiliseler bulunuyor. Girişte rehberin bizi hemen salacağını düşündüğüm için kestirme yoldan peri bacalarına koşarken rehberin uyarısıyla turun içerisine geri dönmek zorunda kaldım. Buradaki peri bacaları hakkında küçük bilgiler verdi rehberimiz öyle ki burada 50 yıldır yıkılması beklenen bir peri bacası varmış fotoğrafların arasına onu da ekledim. İkinci gün nihayet peri bacalarının arasında dolaşma imkanı bulduğum için aşırı mutlu bir şekilde dolaştım vadinin içerisinde öyle ki attığım her adımda çok güzel diye tepki veriyordum rehber bu halimi görünce epeyce güldü 🙂 .Vadi içerisinde şapkalı peri bacalarının örnekleri bulunuyor.Vadi içerisinde isteyenler at veya deve ile tur yapabiliyorlar.


Paşa bağlarından sonra öğle yemeği için Uranos restorana geliyoruz. Çorba,testi kebabı,pilav,salata ve tatlıdan oluşan menüyü 30 TL’ ye yedik. Burada yediğimiz yemekler çok güzeldi özellikle testi kebabı çok hoşuma gitti. Restoran kayanın içerisine oyulmuş hoş bir ortama sahip.Yemekten sonra Hacı Bektaş Veli türbesine gitmek için yola çıkıyoruz. Avanos’ tan yaklaşık 40 dakikalık bir yolculukla varılıyor buraya.

Önemli İslam alimlerinden olan Hacı Bektaş Veli 13. yüzyılda Horasan’ dan gelip burada öğretilerini yaymaya başlamış.Öğretileri ise Anadolu dışında Balkanlardan Orta doğu’ ya kadar yayılmış. 13. Yüzyılda temeli hoşgörü olan, Allah, kul ve kainat sevgisiyle yoğrulmuş bu öğretilerin, 1948’de yayınlanan Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’yle neredeyse birebir örtüştüğü görülmüş. Türbe sadece tarihi bir yapı olarak değil, aynı zamanda etkisini günümüzde bile sürdüren Bektaşiliğin dünyaya yayılmaya başladığı merkez olması açısından da önem taşıyor. Türbe dünyada da benimsenen bu inancın sembolleriyle şekillenmiş mimari tasarımıyla Unesco Dünya Mirasları Listesi’ ne aday gösterilmiş.Müzenin içerisinde aslanlı çeşme,meydan havuzu,aş evi,aş evi baba odası,tekke cami,mihman evi,meydan evi,meydan odası,kiler evi,pir evi ve Balım sultan türbesi bulunuyor. Balım sultan türbesinin önünde yarısı kurumuş karadut ağacı bulunuyor bir rivayete göre bu ağaç tamamen kuruduğunda Türklerin Anadolu’ da ki hakimiyetinin son bulacağı söyleniyor.Ayrıca meydan odasında ki tavan 9 kat gök kubbeyi temsil eden çaprazlama atılan kirişlerden oluşturulmuş kırlangıç tekniğiyle inşa edilmiş yani tavanın yapımında tek bir çivi bile kullanılmamış.Burayı da gezdikten sonra Avanos’a yolculuğumuz tekrar başlıyor bu sefer halı dokuma atölyesini ziyaret ediyoruz.

Şuan ne yazık ki halı dokuma atölyesinin adını hatırlayamıyorum.Burası hem atölye hem de satış mağazası olarak kullanılıyor. Önce halının dokuma aşamaları uygulamalı olarak gösterildikten sonra alt kata iniyoruz. Görevli sırasıyla el dokuması halıları sergiliyor söylemem gerekirse dokunan halıların hepsi birbirinden güzeller motifleri ve dokuları göz kamaştırıcı desem abartmış olmam. Açılan her halıda hayranlığım giderek arttı özellikle kırmızı tondaki halıların dokuması çok hoşuma gitti. Halılar el dokuması ve ipek olduğu için fiyatları biraz pahalı en ucuzu 5 bin TL’ydi yanlış hatırlamıyorsam.Ama el emeği oldukları için bu fiyatı kesinlikle hak ediyorlar öyle ki sadece bir halının dokunması 1 yılı bulabiliyormuş zaman ve emek işin içine girince bu fiyat gayet normal geliyor.

Elimde gördüğünüz şey elma çayı Kapadokya’ da ziyaret ettiğimiz yerlerde neredeyse hep bu içecekten ikram edildi.Hem sıcak hem de soğuk olarak içilebiliyormuş arkadaşımla en sevdiğimiz soğuk olanı oldu. Dönerken yöresel ürünler pazarından elma çayı alalım dedik ama ne yazık ki yanlış bir çay satın almışız kuru meyve olarak tüketiyorum onu.Bu bilgilerden sonra geziye dönersem eğer sırada ki durağımız Turasan Şarap fabrikası oldu burada çok fazla durmadık şarap denedikten sonra Dervent vadisine geçtik.

(Hayal vadisi)
eee bu kadar yazıyorsun Kapadokya’ da en çok nereyi sevdin derseniz fotoğraf tam olarak karşınızda duruyor. Dervent vadisinde bulunan peri bacaları bir çok şeye benzetiliyor,mesela fotoğrafın en solunda bulunan peri bacası deveye benzetiliyor fotoğrafını çekemediğim peri bacaları arasında Napolyon’ un şapkasına benzetilen peri bacası da var. Buraya hayal vadisi denilmesinin sebebi belkide peri bacalarının insanların hayal gücü sayesinde şekillendirilebiliyor olmasıdır. Akşamüstü geldiğimiz için burası daha da büyüleyici gözüküyordu açıkçası gün batımını burada izlemek çok iyi olurdu.Vadinin içerisinde yürüyüş yapmayı çok isterdim ama burada sadece 15 dakika süre verildi.Tur şirketiyle gelmenin tek dezavantajı bu oldu benim için gezmek istediğim bazı yerlere sadece uzaktan bakabildim. Kapadokya’ ya bir daha ki gelişimde vadi içerisinde uzun bir yürüyüş yapmak istiyorum.


İkinci günün son durağı Üç Güzeller. Şapkalı peri bacalarının en iyi örneklerinden bu peri bacaları. Anne baba ve çocuk olarak adlandırılımışlar. Burada 20 dakikalık bir fotoğraf molası verdik. Ayrıca en başlarda belirttiğim gibi hediyelik eşyaların en ucuz ve bol çeşitli olduğu yer burası. Ben sonradan öğrendiğim için alışveriş hakkımı buraya saklayamadım ama siz öyle yapın bence.İkinci günü burada kapatıp saat 6 gibi dinlenmek için otele geldik.Arkadaşımla akşamları çarşıya çıkar en kötü bir kafede otururuz diye plan yapmıştık gelmeden. Avanos küçük bir yer olduğu için ikisini de yapamadık maalesef. Kızılırmak’ ın kenarında biraz oturabildik sadece.

3. gün Kapadokya’ ya veda edeceğimiz için biraz buruk başladı.Kahvaltı yaptıktan sonra saat sekizde ayrıldık otelden. Son günün ilk durağı çömlek atölyesi oldu. Burada çömlek yapımını izledikten sonra bir görevli mağazanın içerisindeki çömleklerin özelliklerinden bahsetti. Buradan toprak cezve aldım kahvesi çok güzel oluyor size de tavsiye ederim. Buradan sonra Çavuşine geçtik


Çavuşin eski konaklarla dolu bir yer. Bu konakların çoğu şuan harabe durumda ne yazık ki.Sadece bir konak restore edilerek butik otele çevrilmiş Biz oradayken de bu restorasyon devam ediyordu.Rehberimiz kayalara oyulmuş güvercinliklerden bahsetti eskiden insanlar bu güvercinliklerden gübre elde edip tarımda kullanıyorlarmış. Köyün girişinde kilise olduğunu düşündüğümüz yapıyla karşılaştık ama burası kilise değil camiymiş.Kilise olarak zannetmemizin en büyük nedeni minaresinin bugüne kadar gördüklerimize hiç benzememesi oldu.Rehberimizin dediğine göre Selçuklu döneminde camilerin minareleri böyle inşa ediliyormuş. Sonra eski konakların arasından doğru tepeye tırmanışımız başlıyor.Konaklar harabe durumda olduğu için bazılarının içerisine girebildik.Hatta arkadaşımla buradan bir konak beğendik ileride o konağı alıp Çavuşin e yerleşiriz diye düşündük.Ama ne yazık ki ne kadar harabe durumda olsalar da tarihi eser olarak geçtikleri için oldukça pahalı bu konaklar. 5 dakikalık yürüyüşün ardından tepeye vardık söylemem gerekirse gördüğüm manzara karşısında büyülendim. 20 dakikalık serbest zamanımız olduğu için vakit kaybetmemek ve her yeri görebilmek için biraz hızlı yürüdüm. Tepenin en ucuna geldiğimde karşı tarafa geçmek için oldukça cesaretliydim ama buradan arkadaşıma tekrar teşekkür ediyorum düşersen ölürsün yapma diye korkutması sonucu korkup vazgeçtim. Hazır böyle bir manzara bulmuşken abartılı sayıda fotoğraf çekildim. Sonra hızlıca aşağıya inişimiz başladı bu kez gözümüze kestirdiğimiz diğer konağın içerisine girdik ufak tefek hayaller kurduktan sonra bulduğumuz kestirme yoldan 1 dakika içerisinde köy meydanına indik. Meydanda çay bahçesinde bir çay içtikten sonra buradan ayrıldık.

Çavuşin’ den sonra yol üzerinde bir vadide durduk. Seyir tepesi de olan bu vadi çok hoşuma gitti. Manzarayı uzaktan izlemekten bunaldığım için vadinin içerisine girdim.Kenardan izleyerek o ortamın içerisinde bulunmak arasında dağlar kadar fark olduğunu düşünüyorum bazen en iyi fotoğrafı çekmek için yakınlaşmak gerekir.Vadinin içerisindeyken birisinin kayaların üzerine et parçaları attığını fark ettim neden böyle yaptığını merak ettiğim için sordum hemen, bu et parçalarını arılar için atıyorlarmış buralara ilk duyduğumda garip geldi bu durum.Kenardan bir teyzenin gel buraya turu mahvediceksin diye çemkirmesi yüzünden geri döndüm maalesef. Sonlara doğru istediğim çoğu şeyi yapamadığım için turla geldiğime biraz pişman oldum açıkçası.Rehberimiz vadinin adını söylemişti ama adını unuttum ne yazık ki.

Vadiden çıktıntan sonra yöresel ürünler pazarına gittik.Ben buradan kuru erik elma çayı ve kabak çekirdeği aldım. Kapadokya’nın kabak çekirdeği meşhurmuş bunu söylemeden geçmeyeyim. Kapadokya’ da son durağımız olan Uçhisar kalesine geçiyoruz buradan.

Uçhisar kalesini uzaktan gören bir seyir tepesine geldik.İsterseniz aşağıya inip alt taraftan da kaleyi fotoğraflayabilirsiniz.Yukarısı kalabalık olduğu için buradan fotoğraf çekmek biraz zor oldu aşağı inip buradan daha güzel kareler yakaladım.Yukarıda ve aşağıda olmak üzere iki adet dilek ağacı bulunuyor burada.Fırsat ayağımıza gelmişken dilek dilemeden olmaz tabi, dilek dileyip bulduğum bir peçeteyi ağaca bağladım.Belki biraz fazla abartıp iki tane dilek dilemeseydim iyi olurdu ama ne yapabilirim gerçekleşmesini istediğim bir çok hayalim var.Burada 20 dakika durduktan sonra Kapadokya’ da gezeceğimiz yerler bitiyor. Öğle yemeği için Avanos’a Han restorana geldik açık büfe olarak servis ediliyor yemekler ve sadece 25 TL. Hala daha arkadaşımla yemeklerin ne kadar güzel olduğunu konuşuyoruz.Yemek bittikten sonra rehberimizle vedalaşıp dönüş yoluna geçtik. Kapadokya’ dan ayrıldığım için biraz mutsuzdum dönüş yolunda
Değerlendirmem gerekirse Kapadokya yıllardır hayalini kurduğum bir yerdi. Bu kadar çok görmek istediğim yerin hayallerimden bile daha güzel olduğunu gördüm. Hayallerimdeki yeri en güzel şekilde anlatan rehberimiz Özlem hanıma çok teşekkür ediyorum ayrıca onun sayesinde yeni hikayeler öğrenerek ayrıldım buradan. Turun ilk başlarında 3. kez geldiğini söyleyenlere ne gerek var bir kez gördüğünüz yeri tekrar görmeye geliyorsunuz demiştim ama dönerken onlara hak verdim 10. kez gelsem de yine gelmek isterim Kapadokya’ ya. Tur şirketi konusunda da bir sıkıntı yaşamadık eğer tur şirketiyle gitmek istiyorsanız gönül rahatlığıyla Jolly turu tercih edebilirsiniz.Ve son olarak umarım en kısa zamanda tekrar görüşürüz canım güzel atlar diyarı.


